Gebelik Sırasında Yapılan Tarama Testlerinde Hekimin Sorumluluğu

Genel Olarak Hekimin Sorumluluğu

Tıbbi gelişmeler gebeliğin takibini ve gebeliğin seyrinde teşhis edilen bazı nedenlerle gebeliğin sonlandırılması tercihinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu durumu sadece anomaliler nedeniyle gebeliğin sonlandırılabilmesi olarak düşünmek doğru değildir. Yapılan testler zamanında müdahaleyle sağlıklı doğum sağlanması açısından da önemlidir. Gebeliğin on bir ila on dördüncü haftalarında yapılan ikili tarama testi ile down sendromu gibi ciddi kromozom bozukluklarının tespitini sağlamaktadır. Bu test sırasında önemli olan ense kalınlığının doğru ölçülmesi olduğundan hekimin gerektiğinde sabır göstererek doğru ölçümü almaya çalışması gerekmektedir. Ayrıca hekim ölçümü, ölçümün hassasiyetine uygun cihazlarla yapmalıdır. Bazı durumlarda ölçümde ense pilisinin ayırt edilememesi gibi durumlarda olduğu gibi daha tecrübeli hekimlerden yardım istenmelidir. Çünkü milimetrik değişimler riskin belirlenmesi sırasında yanıltıcı sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Hekim girilen verilerin yüksek riski işaret etmesi halinde ileri tetkiklere geçmelidir. Riskin belirlenmesinde sadece kan ve ölçüm değerleri değil sorular sonucunda alınan bilgiler de dikkate alınmalıdır. Örneğin akraba evliliği riskleri artıracağından bu gibi etkenler ciddiyetle sorulmalıdır.

Üçlü tarama testi ile trizomiler yanında, özellikle nöral tüp defektleri olmak üzere bazı anomalilerin riski belirlenir. Üçlü tarama testi kandaki AFP değerleri konusunda önemli bilgiler vermektedir. Ancak AFP ile belirlenebilen anomaliler, ayrıntılı ultrason incelemeleri ile de gözlenebilir. Bütün bu tetkiklerin amacı sağlıklı bir doğum sağlamak ve olası riskler konusunda aileleri bilgilendirerek gerektiğinde kanunların izin verdiği gebeliği sonlandırma yönünde tercihte bulunmalarını sağlamaktır. Ancak tarama testlerinin yeterli tecrübesi olmayan hekimler tarafından ya da gerektiği gibi yapılmaması özellikle doğumdan sonra fark edilen ve artık geri dönüşü olmayan anomaliler nedeniyle aileleri bir ömür boyu mücadele edecekleri sorunlarla baş başa bırakabilmektedir. Hekimin sorumluluğunun değerlendirilmesinde yargı kararlarına da yansıyan ölçüt, doğum sonrası belirlenen anomalilerin ikili ve üçlü tarama testlerinde ve elde edilen verilere göre yapılması gereken ileri tetkiklerde hekimin tıbbi standartlar gereğince kendinden beklenen özeni göstermesiyle teşhis edilebilecek bir anomali olup olmadığıdır.

Hekim tarama testlerini bizzat kendisi yapmasa da -gerektiğinde gebeliğin son bulup bulmaması kararının verilmesinde son sözün söylenmesi sırasındaki etkinliği ve doğumun gerçekleşmesi yönünde vereceği olumlu görüş nedeniyle- yetersiz, tutarsız ve eksik bulduğu konularda taramayı tekrarlamaktan daha ayrıntılı inceleme yaptırmaktan kaçınmamalıdır. Hekim özeni gebeliğin her aşamasında göstermeli, ilerleyen safhalarda ortaya çıkan şüpheli durumlarda ek tetkikler yapmaktan kaçınmamalıdır. İlk evrelerde yapılan ikili ve üçlü tarama testlerinden sonra ultrasonla gözlenebilecek ve tıbbi standartlar gereği yapılması gereken testlerle belirlenebilecek anomalilerin atlanması halinde hekimin sorumluluğu söz konusudur.

Yargı Kararlarına Göre Hekimin Sorumluluğunun Tespiti

Yargı kararlarına yansıyan bir olayda hekim ikili ve üçlü tarama testlerini haricen yaptırmış, testler sonucunda omurilikte açıklık bulunabileceği ihtimaline nedeniyle USG çektirilmiş, sonuçları inceleyen hekim mevcut durumun gebeliğe son verilmesini gerektirmediğini söylemiş ve hamileliğin sekizinci ayına kadar bir olumsuzluk bulunmadığını belirtmiştir. Sekizinci aydan sonra çekilen iki ayrı USG sonrası bebeğin belinde ve kafasında problem olduğunun anlaşılmış, sezeryanla yapılan doğum sonrası bebeğin sırtında kese olduğu ve bu kesenin beyin ve omurilik sıvısı ile belden aşağı gitmesi gereken sinirler içinde topladığı, bu rahatsızlığın omurilikteki açıklıktan kaynaklandığı ve üçlü tarama testi sırasında anlaşılabileceği ortaya çıkmıştır. Hekimlere yanlış teşhis nedeniyle dava açılmış, bebeğin belden aşağısının tutmaması, kafasının büyümesi ve idrarını tutamaması nedeniyle oluşan zarardan sorumlu olduklarını ileri sürerek gebeliği takip eden hekimden ve tarama testlerinin yapıldığı laboratuardan tazminat istenmiştir.

Davacılar ortaya çıkan rahatsızlığın omurilikteki açıklıktan kaynaklandığını ve üçlü tarama testi sırasında anlaşılabileceğini, davalıların hatalı teşhis nedeniyle zarardan sorumlu oldukları gerekçesiyle küçük için maddi ve manevi tazminat yanında bakım gideri, sürekli iş göremezlik gideri ve tedavi giderine; anne ve baba için de manevi tazminata faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.

Davalılar, davalı doktorların mesleki olarak kendisini yetiştirmiş ve kabul ettirmiş bir kişi olduğunu, hastayı takip ettiği dönemde hastayı kendisinden beklenen özen yükümlülüğüne uygun ve yaşam hakkına saygı duymak suretiyle layıkıyla izlediğini, tıbbi standartlara uygun hareket edildiğini, dolayısıyla olayda kusur ve ihmallerinin bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini istemişlerdir.

Mahkeme, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun davalıların 2/8 oranında kusurlu kabul edildiklerine ilişkin raporu benimsemek ve hesap bilirkişisi raporu esas alınmak suretiyle küçük için maddi tazminat olarak iş göremezlik ve yardımcı kişiye muhtaçlık tazminatına; anne ve babanın her biri için ayrı ayrı manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalılarca temyiz edilmiştir.

Yargıtay, her ne kadar mahkemece, kusur oranının tespiti yönünden Adli Tıp Kurumu 2 ve 3. ihtisas Daireleri, Yüksek Sağlık Şurası ile Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmış ve Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan en son alınan rapora itibar edilmek suretiyle davalılar 2/8 oranında kusurlu bulunmuş ise de; hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu genel Kurul Raporunda “Gebeliğin 17 haftasında yaptırılan triple test sonucunda tespit edilen AFP düzeyinin ortalama değerin yaklaşık üç katında olduğu gebe takip formunda 1/54 spina bifida, 1/673 do+n görüldüğü ve dışarıda USG önerildiği, yaptırılan USG de sonucun normal gözüktüğü gebeliğin 20 haftasına kadar ultrosanografik tanıda ortalama %20 oranında yanılma payı olabileceği gerekçe gösterilerek fetal dönemde konulabilecek tanının gebeliğin 33 haftasında konulması nedeniyle davalı hekimin 2/8 oranında kusurlu bulunduğu” yönünde görüş bildirilmiş olup, davalı hekimin Triple testini yaptırıp AFP değerlerini yüksek gördüğü tarih itibariyle modern tıp biliminin gerektirdiği başkaca tetkik ve tedavi yöntemlerinin bulunup bulunmadığı davalının bu tetkik ve tedavileri yaptırılıp yaptırmadığı, AFP değerlerinin yüksek çıkmasının tek başına Spina Bitida teşhisi için yeterli olup olmadığı yönünde açıklama bulunmadığı; diğer taraftan aynı raporda davalı hekimin 15.1.2… tarihli gebe takip formunda hastaya USG önermiş olmasına rağmen USG’nın 1.2.2… gününde yaptırıldığı ve sonucun normal gözüktüğü, gebeliğin 20. haftasına kadar ultrasonografik tanıda %20 oranında yanılma payı bulunabileceği belirtilmiş olmasına rağmen USG’nin önerilen tarihte yapılması durumunda daha farklı bir sonuç alınıp alınmayacağı USG’nin çektirildiği 1.2.2… tarihi itibariyle geç kalınıp kalınmadığı da tartışılmadığı kanaatine varmıştır.

Yargıtay bozma gerekçesinde hekim ile hasta arasındaki ilişkiyi vekâlet sözleşmesi olarak tanımlayarak, vekilin müvekkiline karşı görevini yerine getirirken görevini dikkat, özen ve sadakatle yerine getirme yükümlülüğü olduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle vekilin sorumluluğu işçinin sorumluluğu ile eşdeğerde tutulmuş ve vekilinin küçük kusurundan dahi sorumlu olacağı kabul edilmiştir. Dava konusu olayda vekilin sorumluluğuna ilişkin ilke ve esaslar da göz önünde bulundurularak mahkeme tarafından, üniversite ana bilim dalından ikisi kadın doğum hastalıkları uzmanı, biri de çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı olan üç kişiden oluşturulacak bilirkişi kurulundan davalıların kusuruna ilişkin taraf, mahkeme ve Yargıtay denetime elverişli açıklamalı rapor alınarak buna göre karar verilmemiş olmasını, bu konular gözetilmeden yetersiz ve dosya içerisindeki Yüksek Sağlık Şurası raporuyla da çelişen Adli Tıp Genel Kurulu raporu esas alınarak karar verilmesini usul ve yasaya aykırı bularak başkaca inceleme yapmaksızın yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Facebook yorumları

adet yorum

Powered by Facebook Comments

Avukat, Arabulucu Şamil Demir (LL.M, MCIArb) 1976 Yılında Ankara’ da doğmuştur. 1997 yılında Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesinden, 2011 yılında Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk yüksek lisans programından mezun olmuştur. 1998 yılından bu yana Ankara Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. 14.11.2013 tarihinden bu yana Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Siciline kayıtlı arabulucudur. İngilizce bilmektedir. Evli, bir çocuk babasıdır. Şamil Demir, şu kurumlara üye ve akreditedir: - Ankara Barosu (Sicil No: 13560) Türkiye Barolar Birliği (Sicil No: 43868) - Adalet Bakanlığı HİGM Arabuluculuk Daire Başkanlığı (Sicil No: 0002) - Alternatif Uyuşmazlık Çözümleri Derneği (Başkan) - Chartered Institute of Arbitrators (MCIArb, Mediator Member: 36195) - International Mediation Institute, Certified Mediator Mediators Beyond - Borders International, Member World Mediation Organization, Fellow

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir