Avukatın Uzlaşma Sağlama Yetkisi

AVUKATIN UZLAŞMA SAĞLAMA YETKİSİ ÖNAvukatlık Kanunu’nda  2001 yılında yapılan değişiklikle mevzuatımıza giren “uzlaşma sağlama” (Av. K. m. 35/A) avukatlık hukukunda bu güne kadar  bir uygulama sorunu olarak varlığını korumuş, özellikle Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Tasarısı gündeme geldiğinde hiç olmadığı kadar popüler olmuştu. Arabuluculuk kurumunun avukatlık üzerindeki muhtemel etkilerini içgüdüsel olarak sezen avukatlar, can havliyle kuruma karşı çıkma ve gereksizliğini ispat etme çabasına girişmişlerdi. Bunu yaparken arabuluculuk konusunda zaten bilgili ve yetenekli olduklarını da ifade etmeleri gerekiyordu.

Evet 2001 yılındaki değişiklikle Av. K. m. 35/A’da düzenlenen ve düzenlenişi itibariyle arabuluculuğa benzeyen “uzlaşma sağlama”nın artık zamanı gelmişti. Uygulaması olmadığı yönündeki genel kanıya rağmen uzlaşma sağlama, arabuluculuk gibi bir tehlikeyi savuşturmak ve arabuluculuğu bunu savunanların ağzına tıkmak için iyi bir argümandı. Özellikle İstanbul Barosu “arabuluculuğa hayır” kampanyaları çerçevesinde “bizim zaten uzlaşma sağlama yetkimiz var, arabuluculuk gibi bir meslek türetmeye gerek yoktur; üstelik arabulucuların kim ve neyin nesi olacakları belli değildir” şeklindeki kampanyalarında, üzerinde Av. K. m 35/A metninin bulunduğu broşürler dağıtılıyordu. Bana kalırsa yapılan kampanya uzlaşma sağlamanın altın çağının başlangıcıydı. Çünkü birileri çıkıp “uzlaşma sağlama avukatların en önemli yetkilerinden birisidir; kullanmamız ve yaygınlaştırmamız lazım; böylece dava dışı yollarla da gelir elde etmemizin yolu açılır” diye kampanya yapsa kimse yüzüne bakmazdı.

O günlerde Ankara Barosu, ADR yollarını bir baro olarak en iyi değerlendiren ve gelişmelere en doğru reaksiyonu veren baroydu. O dönemin Ankara Barosu başkanı Vedat Ahsen Coşar,  daha CMK yasalaşmadan kendisine gelen önerileri iyi değerlendirerek çok öngörülü bir hamleyle baro bünyesinde Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Merkezi’ni (AUÇM) kurmuştu. O zamanlar mediate.com gibi internet sitelerini hayranlıkla okuyan ve “bizde böyle şeyler herhalde hiç mümkün olmaz, insanlar nelerle uğraşır hale gelmiş” derken bu merkezin kuruluş ilanını görmek beni oldukça etkilemişti. Hemen 5. kattaki baro başkanlığına giderek sekretaryadaki kısa bir bekleyişten sonra kendimi Vedat Ahsen Coşar’ın makamında çay içerken bulmuştum. Bu merkezin amacı nedir sorusuna, benim beklemediğim bir gayretle ve hevesle cevap verdi. Özetle, CMK yasalaştığında bizim baro olarak uzlaştırmacı ihtiyacını karşılamamız gerekiyor, bu nedenle gerekli eğitim faaliyetlerinde bulunmak ve zamanla diğer ADR yolları konusunda çalışma yapılmak üzere merkezin kurulmasına karar verdiğini söylüyordu. Odasından çıkıp baro kalemine merkez üyeliği dilekçemi vermemle birlikte hayatıma ciddi bir ilgi alanı kattığımı bilmiyordum.

Kurulan merkez kimi zaman yoğun kimi zaman durağan şekilde çalıştı. Birçok seminer, konferans, eğitim düzenledi, hatta bir AB projesinde yararlanıcı sıfatıyla taraf olarak ülke çapında yüzlerce avukatın ADR yolları ve özellikle arabuluculuk konusunda eğitim almasını sağladı. Evet, ülkemiz ve hukukumuz yavaş yavaş mahkeme dışı uyuşmazlık çözüm yollarına ve özellikle arabuluculuğa hazırlanıyordu. Her kafadan bir ses çıkıyor, meslektaşlarımız arabuluculuğu öğrenmek için öncelikle ona karşı çıkmayı tercih ediyorlardı. Gelinen noktada hala aynı reaksiyonu gözlememe rağmen tepkilerin eskisine nazaran ayağının daha yere basar nitelikte olduğunu gözlüyorum. Konu hakkında az da olsa makale, kitap ve internet kaynaklarının olması, buna göz ucuyla da olsa bakan avukatların artık fikir yürüterek karşı çıkmalarını sağlıyor. Henüz arabuluculuk yasalaşmadığı meclis gündemine de taşınmadığı için bu konudaki tartışmalar hafiflemiş görünüyor. Fakat AB direktifi ve Adalet Reformu Stratejisi gereğince bu konuda adım atılmasına kesin gözüyle bakıyorum. Gelişmelerden kendisine görüş sorulmasıyla haberdar olan barolar, önlerine gelen tasarı hakkında bilgisayarlarında kayıtlı eski görüşlerde küçük değişiklikler yaparak ilgili yerlere gönderecekler ve bu arada pek çok ateşli açıklamalar yapacaklar. Bu sırada birkaç yıl öncesinde olduğu gibi uzlaşma sağlamanın kendiliğinden gündeme taşındığı bir dönem yaşayacağız.

Anlattığım süreçte bir avukat olarak yeniliğe ayak uydurmak kadar elimizdekini değerlendirmenin gerekliliğine inandım. Slogan atarak, elimizdeki yetkiye göstermelik olarak sahip çıkmak yerine eylemde bulunmanın gerekliliğini dile getirmeye çalıştım. Bir yazımda şöyle diyordum: “Şarampole yuvarlanmak üzere olan arabanın arka koltuğunda, arabuluculuk geliyor, avukatlık elden gidiyor diye çığlık atmak yerine, ön koltuğa ve direksiyona geçmeliyiz”. Çalıştığım merkezin sağladığı vizyonla Av. K. m. 35/A üzerinde kafa yormak ve böylesi bir imkândan neden hakkıyla yararlanılmadığı konusu üzerinde durmanın gerekliliğine her geçen gün daha çok inanıyordum. Bu konudaki ilk ciddi adımımı 2008 yılında Terazi Hukuk Dergisi’nin 18. sayısında yayınlanan “Avukatlık Kanunu’nun  35/A Maddesinin Uygulanması Sorunu ve Çözüm Önerileri” başlıklı makalemle attım. Bu makaleyi yazarken pek çok şey yanında bir şeyi daha keşfetmiştim. Evet, biz bir yetkiye sahiptik ama bu yetkiyi kullanacak yeteneğe ve bilgiye sahip değildik. Okudukça uzlaşmanın ve müzakerenin avukatların zaten sahip oldukları bir yetenek değil, öğrenilmesi ve kazanılması gereken bir yetenek olduğunu anlıyordum. Artık uzlaşma sağlamanın birbirinin tekrarı niteliğindeki hukuk makalelerinden değil, müzakere ve uyuşmazlık çözümünü konu alan kitaplardan öğrenilebileceğini keşfediyordum. Bu açıdan Fisher/Ury/patton tarafından yazılarak ABD’de uzun süre bestseller olan “Evet, Boyun Eğmeden Anlaşmaya Varmak” (Getting to Yes: Negotiating Agreement Without Giving In) kitabının Bilgi Üniversitesi Yayınlarından Türkçesinin yayınlanması o zamana kadarki farkındalığımın akabileceği bir mecra yaratmış, böylece müzakere yetenekleri hakkında çalışmaya başlamıştım. Aynı zamanda kafamda ADR yolları hakkında yüksek lisans yapmak fikri belirmişti. On yılı aşan süre avukatlık yaptıktan sonra, ALES ve ÜDS gibi engelleri önümden kaldırmak zamanımı alsa da çalışma arkadaşım ve hocam Doç. Dr. Mustafa Serdar Özbek’in verdiği cesaretle yüksek lisans eğitimine başladım. Daha ders dönemi bitmeden tez konum kafamda belirmişti. Prof. Dr. Ejder Yılmaz’ın makalesinin başlığını taşıyan bir tez yazacak ve mesleğime hediye edecektim: Avukatın Uzlaşma Sağlama Yetkisi (Conciliation Power Of Attorneys).

Çalışma dönemim neredeyse üç yıl sürdü. Avukatlık mesaimden artan bütün zamanı tez konumun alanına giren, Borçlar Hukuku, İcra ve İflas Hukuku, Avukatlık Hukuku, ADR yolları ve özellikle müzakere yetenekleri hakkındaki kaynakları tarayarak ve “uzlaşma sağlama”yla kesişen konuları değerlendirerek geçirdim. Başlangıçta 160 ila 190 sayfa olmasını umduğum çalışmam sırasında Türk Borçlar Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu yasalaştı. Düzenlemeler içerisinde uzlaşma sağlamayı etkileyen birçok yenilik tespit etmek ve bunları yazma fırsatı bulmak beni enerjimin bittiği bir dönemde tekrar şevklendirdi. Sonuçta ortaya konunun tüm yönlerinin değerlendirildiği 412 sayfalık bir çalışma çıktı. Adalet Yayınevi‘nden aynı isimle yayınlanan çalışmanın meslektaşlarımın zorlaşan avukatlık mesleğindeki yol bulma arayışlarında faydalı olmasını umuyorum.

Çalışmada uyuşmazlık taraflarının uzlaşma sağlama yoluna karar vermesinden; uzlaşma tutanağının imzalanması, icra takibine konu edilmesi ve muhtemel itiraz ve iptal taleplerine kadar olan hukuki sürece ilişkin bütün ihtimaller değerlendirildi. Uygulamada ortaya çıkabilecek sorunların tespitine ek olarak uygulayıcılara yol gösterecek önerilerde bulunmaya çalışıldı. Doktrinde var olan görüşlerin aktarılmasıyla yetinilmeyerek uygulamayı olumsuz etkileyen eksiklikler ele alındı ve düzenleme önerileri getirildi. Bu açıdan çalışma avukatlık hukuku, borçlar hukuku, medeni usul hukuku ve icra iflas hukuku alanlarına giren konularda maddi hukuk ile cebri icranın, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarıyla hukuk biliminin iç içe geçtiği bir kapsama ulaştı. Bir yenilik olarak çalışmada, uzlaşma sağlama yöntemiyle birlikte hangi uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin uygulama bulabileceği üzerinde duruldu; avukatın müvekkilini uzlaşma sağlamaya yönlendirmesinden başlayarak, uzlaşma sağlama yoluna başvurma kararı alınması, müzakereye hazırlık süreci, uzlaşma sağlamada karşılaşılabilecek müzakere yaklaşımları, bunlardan yararlı ve zararlı olanlar ile avukatların uzlaşma sağlama sırasında kullanabilecekleri bazı temel taktikler ayrıntılı olarak açıklandı. Çalışmada avukatın uzlaşma sağlama yetkisinin kapsamı ve ilam niteliğini ilgilendiren yayınlanmış bütün Yargıtay kararları incelendi ve yazım sürecinde kanunlaşan HMK ve TBK hükümleri çalışmaya dâhil edilerek bunların uzlaşma sağlamaya etkileri değerlendirildi.

Meslektaşlarıma faydalı olması dileğiyle.

Son arama kelimeleri:

  • avukatın uzlaşma sağlama hakkı
  • Avukatla uzlasmanin yollari nelerdir
  • avukatların arabuluculuk yapması

Facebook yorumları

adet yorum

Powered by Facebook Comments

Avukat, Arabulucu Şamil Demir (LL.M, MCIArb) 1976 Yılında Ankara’ da doğmuştur. 1997 yılında Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesinden, 2011 yılında Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk yüksek lisans programından mezun olmuştur. 1998 yılından bu yana Ankara Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. 14.11.2013 tarihinden bu yana Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Siciline kayıtlı arabulucudur. İngilizce bilmektedir. Evli, bir çocuk babasıdır. Şamil Demir, şu kurumlara üye ve akreditedir: - Ankara Barosu (Sicil No: 13560) Türkiye Barolar Birliği (Sicil No: 43868) - Adalet Bakanlığı HİGM Arabuluculuk Daire Başkanlığı (Sicil No: 0002) - Alternatif Uyuşmazlık Çözümleri Derneği (Başkan) - Chartered Institute of Arbitrators (MCIArb, Mediator Member: 36195) - International Mediation Institute, Certified Mediator Mediators Beyond - Borders International, Member World Mediation Organization, Fellow

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir