Şeytanın avukatı var mı?

Ne yapıp edip kimsenin bulamadığı hukuk boşluklarını bulan, karşı tarafın hatalarını, zaaflarını affetmeyen, müvekkili için bütün şeytani imkanları kullanan avukatlar… Onlara erişmek de hiç öyle kolay değildir. Hatırı sayılır bir parayı gözden çıkarmak gerekir. Bazen para bile yetmez, onlar yalnızca yıllardır çalıştıkları özel müvekkillerine hizmet ederler. Bu avukatlar kötülükte ve gaddarlıkta müvekkillerini aratmazlar, hatta onlardan bile kötü olup, müvekkillerine zalimce fikirler verirler. Neredeyse müvekkilleriyle bütünleşen avukatlar, kötü adamların mimiklerini, giyimini, konuşma tarzını aynen yansıtırlar. Onların silah taşıması gerekmez. Tek gereken avukatın sert bir bakışıdır. O an hasımın bileti kesilmiş, hakkında onu alt edecek planlar uygulamaya geçmiştir bile. Nedense bu avukatların aileleri hiç ekrana gelmez. Kimseyi sevmezler, sadece karşı tarafın hezimetine gülerler. Uzun siyah limuzinlere binerler, ellerinden wiskey bardağı düşmez. En yüksek binalarda, içinde bilardo masası olan ofisleri vardır. Her yerde sayısız avukatlar, sekreterler koşturmaktadır. Geceleri ofisin ışıkları hiç sönmeyip devamlı hinlik düşünülüp hasımların nasıl altedileceği tasarlanır.

Bir de iyi avukatlar vardır. Bunlar idealist insanlardır.  Pek para kazanmasalar da olur. Orta halli ve fakir vatandaşların işlerine bakarlar. Neredeyse bütün hayır kurumlarının üyesidirler. Yemez içmez gösterilere, toplantılara katılır. En ön saflarda yer alıp polisle atışırlar. Ofisleri darma dağınıktır. Sekrelerleri 60 lı yaşlarına gelmiş yaşlı bir teyzedir. Avukat bürosunda ya boş boş oturur ya da gelen faturaların can sıkıntısıyla volta atar. İşin garip tarafı bu avukatın bir de ailesi, eşi, okul parasını ödemek zorunda olduğu çocukları vardır. Bu avukat sokakta yürürken gördüğü üzücü manzaralardan etkilenip üzülür. Gereğinde yardımseverlikten geri durmaz. Devamlı şeytanın avukatlarının markajı altındadır. Rüşvet teklif edilir, aşağılanır, hor görülür, tehdit edilir. Ama o idealisttir, hiç bir baskıya boyun eğmez, ne pahasına olursa olsun müvekkilini bu kötü adamlara karşı savunur. Eski arabası tam da mahkeme yolunda duruşmaya giderken arızalanır. Duruşma başarılı geçtiyse kötü adamlar, iyi avukatın arabasını siyah arazi araçlarıyla yolun kenarına itmeye çalışırlar. Zor geçen günün ardından evine gelen iyi avukatın bu kez de eşiyle başı derttedir. Çocukları da bir o kadar yorucudur. Ama o hala iyidir.

Kötüler kötü avukatlarla, iyiler iyi avukatlarla belirirler. Yani her halükarda müvekkille avukatların mizaçları özdeştir. Kötüler hep zengindir ve yetenekli avukatları vardır. El birliği yapıp bir şekilde zayıfı filmin %80 ‘ine kadar yenerler…

Amerikan film sekörünün hayal güçleriyle düünce sınırlarını zorlayan senaristleri, ABD ‘li avukatların kendi toplumlarındaki taktiri hak eden etkinliği, avukatların rollerinin kimi zaman abartılarak Şeytanın Avukatı gibi filmlere konu edilmesine neden olabiliyor. Çocukluğundan beri böyle senaryoların ürünü filmleri izleyerek yetiştiğimiz sıralarda, hukuk öğrencisi veya stajyer avukatlar olarak hep ikilemdeyizdir. Çok parayı seçip kötülerin avukatı olup, adına profesyonellik mi diyeceğiz? Yoksa iyilerin avukatı olup, orta halli ya da zor bir hayatı mı tercih edeceğiz?

Gerçek iş hayatına başladığımızda, bizim avukatlığımızın hiç de filmlerdeki gibi olmadığını anlamamız bazen yıllarımızı alabilir. Çoğunlukla ikinci grupta yani evi, ailesi olan iyi avukatlarızdır ve iyi insanların tarafındayızdır. Aç kalacağımızı bilsek kötüleri savunmayız. Kötüyü bırakın müvekkil adayıyla siyasi fikrimiz uyuşmuyorsa yüzüne bakmayız. Çevremizdekiler, akrabalarımız ne der? Adımız kötü adamlarla birlikte geçmesin diye büyük özen gösteririz. Ama bir iş aldığımızda ne olur? O artık bizim kendi davamızdır. Davayla uyur onunla uyanırız. Karşı tarafla mesafenin korunması gerekir. Önceden tanınsa bile artık sert sert bakmak ya da suratsız olmak gerekir. Karşı tarafın avukatıyla kıyasıya laf dalaşına girip hakimleri avukat düşmanı yapmak hiç umurumuzda değildir. Çünkü avukatlığı kendi kendimize ve biraz da filmlerden öğrenmişizdir. Seyrederek büyüdüğümüz filmlerin senaryolardaki “iyinin ve kötünün avukatları” çarpıklığı mesleğimize yansımıştır. Davranış bocalamaları, para kazanma isteği ile müvekkilin işini gereksiz sahiplenme gel gitleri arasında kararsız bir avukatlık türüdür bizimki.

Jacques VergesŞeytanın avukatı olarak anılan, senaryolara konu olmuş olsa da gerçek bir avukat olan Jacques Verges ‘in -suçluyu toplumun ürünü olarak görüp toplumun ürününü, onu yaratan toplum şartlarıyla savunduğunu belirten- “kopuş savunması”nı bilmez, bu kadar ünlü suçluyu savunduğu için onu kınarız. Çünkü o bizim hiç olmayı istemeyeceğimiz (!) kötü taraftadır. Bir yandan da acaba ne kadar para kazandı diye merak ederiz. Ama bu 84 yaşına basmış avukat, “müvekkillerimi henüz suçlulukları ispat edilmediği için savunuyorum” diyor ve aşmamaya hep özen gösterdiği, “kırmızı çizgisi” ni şöyle ifade ediyor: “müvekkilim ile özdeşleşmemek“… Peki şimdi söyleyin, “şeytanın avukatı” lakabıyla tanınan Jacques Verges de değilse, şeytanın avukatı diye birşey var mıdır? Peki ya iyilerin ya da kötülerin avukatı?

Öyle ya nereden çıktı bu “şeytanın avukatı” benzetmesi. İnsanların bizimle şeytanı yan yana anmalarının belirli bir nedeni var mı? Kadir Şinas bu durumu küçük bir hikaye ile anlatıyor kitabında. Ona göre Tanrı dünyayı yarattığında, kendisine avukatlık görevi düşen kulu, geri kalan tüm insanları müvekkil adayı olarak görmüş ve hemen kendisine bir büro açmış. İlk işini o kadar büyük bir heyecanla beklemiş ki kendisine gelen ilk davanın sahibinin Şeytan olduğunu fark edememiş ve “şeytanın avukatı” olmuş. Bu duruma gücenen Tanrı, avukatları lanetleyerek onları sanat, edebiyat ve müzikten mahrum etmiş. Temyiz mercii olmadığından karar kesinleşmiş [1].

Haluk İnanıcı‘ya göre ise şeytanın avukatı benzetmesinin ortaya çıkmasının gerçek nedeni şu hikayeye dayanıyor:  “Papalık, bir kişiyi “azizlik” payesine yükseltirken toplanan dini meclise bir avukat çağırırmış. Bunun nedeni; “aziz” ilan edilecek bir kişi aleyhine söylenebilecek bir söz varsa, yani Şeytan geçmişte o kişiyi kandırmışsa –böyle bir durumda doğal olarak aziz ilan edilmeyecektir- bunu ancak bir avukatın bulup çıkarabileceğidir! Yani bir kişiyi aziz ilan etmeden önce o kişi hakkında söylenebilecek her şeyin Şeytanın Avukatı tarafından bulunulması mecliste tartışılması istenirmiş. 4 Dini meclis bile “gerçeği” avukat vasıtasıyla arıyor!!! [2]”

[1] Şinas, Kadir: Avukat Olacaktı Muhterem, “Şeytanın avukatları”, İstanbul 2005, 3. b., s. 69.

[2] İnanıcı, Haluk : <http://www.inanici-tekcan.av.tr/pdf/devletin_avukata_bakisi.pdf>, s. 2.

Son arama kelimeleri:

  • huveyda sebuk kotu avukat

Facebook yorumları

adet yorum

Powered by Facebook Comments

Avukat, Arabulucu Şamil Demir (LL.M, MCIArb) 1976 Yılında Ankara’ da doğmuştur. 1997 yılında Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesinden, 2011 yılında Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk yüksek lisans programından mezun olmuştur. 1998 yılından bu yana Ankara Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. 14.11.2013 tarihinden bu yana Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Siciline kayıtlı arabulucudur. İngilizce bilmektedir. Evli, bir çocuk babasıdır. Şamil Demir, şu kurumlara üye ve akreditedir: - Ankara Barosu (Sicil No: 13560) Türkiye Barolar Birliği (Sicil No: 43868) - Adalet Bakanlığı HİGM Arabuluculuk Daire Başkanlığı (Sicil No: 0002) - Alternatif Uyuşmazlık Çözümleri Derneği (Başkan) - Chartered Institute of Arbitrators (MCIArb, Mediator Member: 36195) - International Mediation Institute, Certified Mediator Mediators Beyond - Borders International, Member World Mediation Organization, Fellow

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir