Bilgi Üniversitesi’nin hukuk kliniği projesinden sonra, yeni kurulan Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde de hukuk kliniği kuruluyor. Bu klinikte yapılmak isteneni tarif etmeyeceğim. Doğrudan fakülte dekanın basına yansıyan açıklamasını sizlere aktarıyorum:
Hukuk laboratuvarı kuruyoruzHukukçuların kalitesi de burada ön plana çıkıyor. Biz burada iyi bir hukuk eğitimi vermek istiyoruz. 80 öğrencimizle hukuk laboratuvarlarında çalışmalar yürüteceğiz. Vatandaş hukuksal sorunlarını bize aktaracak, onlara ücretsiz danışmanlık yapacağız. Hukuk eğitimi iyi olan bir Türkiye’de pek çok sorun çözülecektir, iyi hukukçu yetiştirirsek, adaletin gecikmesinden şikayet etmeyeceğiz, buna inanıyorum.”
Böylesi haberleri okudukça hayrete düşüyorum. Avukata ait yetkileri, daha hukuk fakültesinden mezun olmamış kişilere kullandırmak gibi bir anlayış kabul edilemez. Hiçbir etik kural, mesleki sorumluluk, özen yükümlülüğü taşımadan ders kitaplarını ve kanunları karıştırarak vatandaşın derdine çare (!) adı altında, vatandaşın sorununu öğrenciler elinde kobay yapmak…

Ülkemizde imar planlarının uygulamaya alınması ve fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle birçok sorunlar yaşanmaktadır. İdarenin imar planından sonra gayrimenkulleri plana göre kamulaştırmaması veya takasa konu etmemesi, mal sahiplerinin uzun yıllara yayılan mağduriyetini doğurmaktadır. İdarenin eylemsiz ve pasif durumuna karşı bu güne kadar girişilen yasal yollardan idarenin kamulaştırmaya veya eyleme zorlanamayacağı gibi gerekçelerle sonuç alınamıyordu. Fakat durumun evrensel hukuk kurallarına (AİHS Ek Protokol No 1) açık aykırılığı, Yargıtay’ın konu hakkında görüş değiştirmesine neden olmuştur. Buna göre artık imar planından sonra idarenin pasif suskunluğu ve işlem tesis etmeden beklemesi, gayrimenkule müdahale edildiği ve bunun hukuka aykırı olarak değerlendirilmesine neden olmuştur. Çünkü idarenin eylemsizliği aslında mülkiyet hakkının özüne dokunmakta, bunun için gerçek manada el koyma olgusuna gerek bulunmamaktadır.
Muvazaa; bir hukuki ilişkinin taraflarının üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak konusunda anlaşmaları şeklinde tanımlanabilir. Muris muvazaasında görünürdeki işlem tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından, kural olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin geçersiz olması, tarafların gerçek niyetlerinin bu yönde olmasından kaynaklanmaktadır. Muvazaada genellikle görünen işlemin altına saklanan gerçekleştirmek istedikleri gizli sözleşme geçerlidir. Fakat muvazaada, gizli işlemin geçerliliği şekle bağlıysa ve bu gizli işlem şekle uygun yapılmamışsa, görünürdeki işlemin yapılması sırasında kanunun düzenlediği şekilde işlem yapılması, gizli işlemdeki şekle aykırılığı ortadan kaldırmaz. Bu durumda, görünürdeki işlem tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından için gizli işlem de şekle aykırılıktan dolayı geçersiz olacaktır.