AVUKAT ŞAMİL DEMİR | ANKARA Rotating Header Image
Yazdır Yazdır

Hukukçu sayısının mesleki kaliteye etkisi

Sayısının fazla olduÄŸuna inandığımız hukuk fakülteleri sayesinde ülkemizdeki hukukçu sayısı 10 yıl öncesine göre neredeyse ikiye katlanmış durumda. Bu durum sadece hukukçular için deÄŸil, eczacılar, veterinerler, diÅŸ hekimleri için de geçerli. Bizim gibi bu meslek mensupları ve onların birlikleri de fakülte ve mezun sayısındaki artışın hizmet fiyatlarını maliyet fiyatlarının  altına çektiÄŸi, buna raÄŸmen sunulan hizmete yeterince talebin olmadığından ÅŸikayetçiler. Aksi görüş sahibi akademisyenler, itirazların neredeyse tamamının aynı olmasını ve bu itirazların dillendirilmesinin hiçbir ÅŸeyi deÄŸiÅŸtirmemesini doÄŸruluk payının da olmadığı ÅŸeklinde yorumluyorlar. Evet, ama ileri sürülen itirazlar müktedir olanlarca dikkate alınmıyor ve yine itiraz sahiplerinin durumu deÄŸiÅŸtirecek güçlerinin olmaması onları haksız kılmıyor! Olaya çok yukarılardan baktığını iddia edenler içinde yaÅŸamadıkları ve hiçbir zaman hissedemeyecekleri piyasanın durumu nedeniyle yükselen feryatları, küçük piyasa hesapları ve pasta paylaşımı kavgası olarak nitelemekteler. Ama  “rekabet etsinler, çalışsınlar, kendilerini yetiÅŸtirsinler” diye ahkam kestikleri mesleÄŸi icra etmeye yürekleri hiçbir zaman yetmez.

Ülkemizdeki kiÅŸi başına düşen hukukçu/avukat sayısı, “geliÅŸmiÅŸ” ülkelerdekinden düşüktür. İnsanların hukuki hizmetten yararlanma oranları da bir o kadar düşüktür. Ama her zaman ÅŸu unutuluyor. KarşılaÅŸtırma yapmak için kullandığınız ve içen içe de hayranlık duyduÄŸunuz bu ülkelerdeki kiÅŸi başına düşen gelir ile ülkemizdeki arasında daÄŸlar kadar fark vardır. Bir ABD ‘li avukat rahatlıkla baÅŸka birçok ülkede mesleÄŸini sürdürebilir. SanayileÅŸmesinin doruÄŸunu yaÅŸayan bu gibi ülkelerin avukatları o sanayinin talep gördüğü her ülkede hizmet sunabilir. Dolayısıyla sayısı ne olursa olsun bu gibi güçlü ekonomiler hukukçusunu/avukatını doyurabilir. Ama bizimki gibi sanayisi kartellerin fason üretim yeri olan, iÅŸ gücü ve emeÄŸi ucuza satın alınan, ekonomisini bankaların verdiÄŸi vergiler, dolaylı vergiler ve memur maaÅŸları ile çevirmeye çalışan bir ülkede kimse hukukçunun ekmek kavgasını hafife alamaz. Kısacası sıkı bir baÄŸla baÄŸlandıkları vakıf üniversitelerinin yüzeysel çıkarları için kurnazca söylem geliÅŸtirme kaygısındaki hukukçu akademisyenleri yaÅŸadıkları fanustan çıkmaya davet ediyorum.

YetiÅŸtirdikleri ürünün kalitesinin ortaya çıkmasından korkan bu kesimler, hukukçuluk ve avukatlık mesleÄŸi için getirilen sınavlara da hep karşı çıkarlar. Zaten bu kesimin yaptığı “ikna edici” kulisler sayesinde mesleÄŸimiz çok kan kaybetmiÅŸtir. EÄŸer siz hukukçu diye kanunlar hiyerarÅŸisini bilmeyen, kanunların iptal edildiÄŸi mahkemeyi Yargıtay sanan, Danıştay ile Yargıtay’ın farkını bilmeyen mezunları -yaÅŸanmış örneklerdir- piyasaya salıveriyorsanız  tabii ki sınavlardan korkmakta haklısınız. Nasıl olsa avukat olabiliyorlar, ver diplomayı gitsin ÅŸeklindeki umursamaz ve yaz okullarıyla bezenmiÅŸ eÄŸitim anlayışınız, mesleÄŸimize zarar veriyor! Bunu duyduklarında hemen şöyle derler: “Neden endiÅŸeleniyorsunuz ki, doÄŸal seleksiyon diye bir ÅŸey var, rekabet kaliteyi korur, baÅŸaramayan oyundan çıkar”. Evet rekabetle kendini koruyabilen bir kesim var ama bunlar sizin mezunlarınız deÄŸil. Piyasada zaten çok yetenekli olan avukatlar iÅŸlerini devam ettirebiliyorlar. Ama 25 yaşına gelmiÅŸ ve hala kendine bir yol bulamamış mezunlar ve onların aileleri eminim sizin gibi düşünmeyeceklerdir. Yeri geldiÄŸinde kamu hizmeti yaptığı söylenen avukatlar zaten aşırı rekabet halindeler. Buna sizin “baÅŸaramayan silinsin gitsin” anlayışıyla piyasaya saldıklarınız da eklenince iÅŸin boyutu çaresizliÄŸe varmaktadır. Aslında siz, bir hukukçu, avukatlığı baÅŸaramıyorsa, makam ÅŸoförü, veznedar, mahkeme personeli olsun mu demek istiyorsunuz?

Bu kesim akıl vermeye şöyle devam ediyor: Rekabet yanında sıkı uygulanan avukatın disiplin hukuku kaliteyi artırır(!). Bilimsel verilerle konuÅŸan bu kesimleri baroların disiplin kurullarındaki dosya ve her yıl ihraç edilen avukat sayısını öğrenmeye davet ediyorum. Åžahsi gözlemlerim avukatların bu baskıyı hakkıyla hissettikleri yönünde. Bu konunun istisnasını reklam yasağı oluÅŸturmaktadır ki, mesleÄŸimizin doÄŸasına uygun olmayan, aşırı ve amacını aÅŸan bu düzenlemeye ihlal ederek deÄŸil, “bilinçli olarak” karşı çıkmayı haklı buluyor, saygıyla karşılıyorum.

Türkiye’de hukuki hizmetten yararlanma oranlarının düşük olmasını, piyasaya daha fazla iÅŸsiz hukukçu pompalamanın bahanesi olarak gören bu kesimler, halkın yüzde kaçının yoksulluk, yüzde kaçının açlık sınırının altında yaÅŸadığına iliÅŸkin verileri incelemeliler. Bu saydığım kesim ülkemiz nüfusunun neredeyse %80 ini oluÅŸturmaktadır. Zorunlu ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamayan bir halktan, kendi bulunduÄŸu ÅŸartlarda lüks bir hizmet olan hukuk hizmetinden yararlanmasını nasıl bekleyebilirsiniz? Onu iyice deÄŸersizleÅŸtirerek mi? Hukuki hizmetten yararlanma oranını %18 olarak belirleyen at gözlüklü akademisyenlerimiz %18 lik oranın, açlık ve yoksulluk sınırlarının altında yaÅŸamayan diÄŸer kesim olduÄŸunu ne zaman anlayacaklar? Yani parası olsaydı herkes hukuki hizmetten -siz istemeseniz de- yararlanabilirdi. Buradan çıkacak sonuç ÅŸudur: Hukuki hizmetten yararlanma oranını daha çok hukukçu mezun ederek, onları ucuza ve kölelik ÅŸartlarında çalıştırarak saÄŸlayamazsınız! Hukuki hizmet sektörünü ülkenin ekonomik ÅŸartlarından bağımsız düşünmek yanlıştır…

Verdikleri eğitimin çok teorik olduğunu itiraf eden bu kesimler, tavsiye vermeye söyle devam ediyorlar: Hukuk öğrencileri kurulacak hukuk klinikleri ile uygulamaya aşina olmalılar. Buradan şunu anlıyorum. Avukatlık stajını da üniversiteler yaptırsın! Halka bedava danışmanlık veren klinikler kurarak avukatlık mesleğini iyice bitirelim! Güzel fikirlerini süslemek için tıp fakültesinin son senesinde hastanede çalışan ve hastayla muhatap olan intörn doktorları örnek veren akademisyenlerimiz, mesleki uygulamanın başlangıç yerinin mesleki stajlar ve eğitimler olduğunu unutuyorlar. Maddi olanakların artışı ile birlikte her geçen gün kaliteleri de artan baroların staj programları, hukuk mezunlarının bilgilerini, liselerin veremediği eğitimi kısa zamanda veren dershaneler gibi tamamlamaya çalışıyorlar.

GeliÅŸmiÅŸ ülkelerde hukuk fakültesi mezunları en çok avukatlığı tercih ediyorlar, Türkiye’de de bu böyle, dolayısıyla mesleÄŸinizdeki baÅŸarısızlığınızın sebebi biz deÄŸiliz diyorlar… Ama yine unuttukları bir ÅŸey var. Hep yüzlerini döndükleri geliÅŸmiÅŸ ülkelerde avukatlar çoÄŸunlukla hakim-savcı ve benzeri meslek mensuplarından daha fazla kazandıkları için avukatlığı tercih ediyorlar. Ama ülkemizde bu mesleklere dahil olamayanlar büyük çoÄŸunlukla isteyerek deÄŸil, mecburiyetten avukatlığı tercih ediyorlar ve bunlardan bir hakim maaşına yakın kazanç saÄŸlayabilenler kendilerini oldukça ÅŸanslı hissediyorlar.

İlgili diğer yazılar

3 adet yorum

  1. Erdem KAYA diyor ki:

    Sayın Meslektaşım, yazınızı okudum. Ben de mesleÄŸe yeni baÅŸlamış bir hukukçu olarak görüşlerimi ifade etmek istiyorum. Artık hukuk fakültelerinde ve barolarda hukukçu yetiÅŸtirilmiyor, adeta ÜRETİLİYOR. Yakında belediyeler de avukatlar için aynı öğrenciler gibi indirimli seyahat kartı çıkarılırsa hiç ÅŸaşırmam. Çünkü özellikle icra ağırlıklı bürolarda genç avukatlar, bir nevi kurye kargo hizmeti, sekreterlik ve takip elemanlığı yapmakta, yaptıkları, takip ettikleri iÅŸin mahiyetini bile bilmeden evrak getirip götürmekteler. Bunun nedeni de şüphesiz sürümden kazanan özel üniversitelerdir. Adeta hukukçu fabrikalarına dönen özel üniversiteler maddi durumu yeterli olmayan ve baÅŸarılı da olmayan öğrencilere senet imzalattırarak okul bittikten sonra ödeme imkanı da sunmaktalar. Piyasaya yeterli bilgi yeterliliÄŸine ulaÅŸmamış hatta hiç ulaÅŸmamış hukukçu arzı çok fazla olduÄŸunda da bu da haliyle icra dairelerinde ve kalemlerde, bu kamu görevlileriyle maçlara giden mi dersiniz, arkadaÅŸ olan mı dersiniz, abi abla muhabbetleri mi dersiniz, ne ararsanız var. Ben bizzat icra dairesini mahkeme sanan, dava – icra farkını bilmeyen, Karsı iç anadoluda sanan, Suriyeyi uzak doÄŸuda sanan, Türkiye’nin en güneyindeki ili bilmeyen, ama ÇOK ÅžIK MANKENLER gibi giyinen avukatlar tanıdım. Maalesef mesleÄŸe olan sevgi ve saygım yavaÅŸ yavaÅŸ kırılmakta. Buna bir dur denmesi lazım. Ben 2 yıl hukuk bürosunda, 4 yıl adliyede çalıştım, basit bir-iki kelimelik dilekçe yazmaktan aciz avukatlar gördüm. Hukuk fakültesi açılması en kolay fakültelerden biri gibi görülüyor va talep de fazla olduÄŸundan özel okulların bir çoÄŸu bir kaç salonu da hukuk fakültesi yapmakta sakınca görmüyorlar. Maalesef durum bu. MesleÄŸinizde ve hayatınızda baÅŸarılar dilerim.

  2. Ayşegül Candan diyor ki:

    Üniversite sınavının amacı, bilgili, genel kültür düzeyi, muhakeme kabiliyeti ve zekası yüksek insanları hak ettikleri bölümlere yerleştirmek değil mi? Eğer amaç buysa, düşük puanlarla hukuk öğrencisi alan fakültelerin öğrencilerinin bilgisiz, genel kültürü ve muhakeme kabiliyeti düşük, zekası vasat kişiler olması ve bu kişilerin mesleki kaliteyi düşürmesi gayet doğal bir sonuç..

  3. Av. ZD diyor ki:

    Yazıyı okudum ve çoğunlukla aynı fikrde olmamın yanında önemli gördüğüm bir kaç husus var: Bu gün için özellikle genç meslektaşların ekonomik geleceği , Avukatlık mesleğinin saygınlık geleceği, mesleki dayanışma geleceği gibi endişeleri olduğunu değişik sitelerde de okumaktayım.
    Hukuk fakülteleri sayısını artırmak, dolayısıyle hukukçu sayısını artırmak kaliteli hukukçu yetiÅŸmesini olumsuz yönde etkileyeceÄŸi şüphesizdir. Bir öğretim üyesinin birim zamanda ne kadar sınav kağıdı okuyabileceÄŸnden yola çıkarsak bu konu daha net ortaya çıkar ve anlaşılır olur. Bunun doÄŸal sonucu da kiÅŸi hak ve özgürlükleri bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Mesleklerde sayıların sınırlanmasının derecesi yönetimin tasarrufu, iktidarı, projesi olmalı bu konudaki toplumsal maÄŸduriyetler ise asıl olarak yöneticilerin baÅŸarısızlığı olarak kabul edilmelidir. Planlaması günün ÅŸartlarına göre çalışmayan, yeterli bir iÅŸ bölümü yapılmamış toplumda sayı artırmanın sınırının belirlenmesi dahi zordur. Ülkemzde ise herkes her iÅŸi yapabilmektedir nasıl olsa; Ortopedist yerine Çıkıkçı, Avukat yerine Arzuhalci, Edebiyat Fakültesi mezunundan İnÅŸaat Müteahhidi, Eczacı yeriine Aktar gibi örnekler vardır maalesef ülkemizde ve bunlar bir ÅŸekilde iÅŸlerini de yürütürler toplumumun zarar göreceÄŸi akıllarına gelir mi? gelmez mi? bilinmez hele bir de para kazanıyorsa……….
    Yalnız bununla da kalmaz ülkemizdeki karmaşa hukuk fakültesini bitiren bir grup içinde bir kısmı hakim, savcı olur görevi ayrıdır, bir kısmı avukat olur görevi ayrıdır, 2 yıllık hukuk fakültesi mezunu hakimlik sınavını kazanır hakim olur ama 20 yıl hizmetli Avukat, istediğinde yargılama yapamaz sanki yetersizdir! Noterlik ise adeta sözleşme yapma tekeline sahip gruptur. Halbuki düşünceme göre en azından bu dört grup meslek mensupları, aldıkları eğitim sonucu kısa bir adaptasyon kursu ile birbirilerinin mesleklerini yapabilecek bilgi ve beceriye sahiptirler aslında. Mesleklerin böyle kategorilere ayrılması sonucunda da bazı meslek grubu mensupları kendilerini farklı, üstün veya daha düşük seviyede görebilirler ki bu da psikolojik boyut teşkil edebilir. Halbuki MESLEKLERİN İCRAASINDA ASIL ÖNEMLİ OLAN TOPLUMA EN İYİ HİZMETİ SUNABİLMEKTİR ESAS MAKSAT BU OLMALIDIR. Keza toplumun dinamikliği içinde bireysel işbölümü ve dayanışma vardır ve çekirdeği oluşturur. Bu konu ile ilgili kitap yazılabilir ancak bir meslek grubunun sayısının tespitinde kaynak, hedef, ihtiyaç planlaması başlıca iş olmalıdır.

Cevap / Yorum Yaz