Evlilik kurumunun zayıfladığı günümüzde, çiftler birlikte yaÅŸamayı tercih edebilmekte, birlikte yaÅŸamın bir sonucu olarak beklentiler geliÅŸmekte, bunların yerine gelmemesi de tazminat davalarına konu olabilmektedir. Birlikte yaÅŸama bir “nikah” beklentisi olmadan gerçekleÅŸebileceÄŸi gibi, söz verilmiÅŸ bir nikahın yerine getirilmesi sürecinde birlikte yaÅŸanıyor olabilir. İlk türde ayrılık veya geçimsizlik bir davaya konu olmadığı halde, resmi nikah sözü verilerek birlikte yaÅŸama durumunun sıklıkla tazminat davalarına konu olduÄŸu gözlemlenmektedir. Kendisine verilen resmi nikah sözünün tutulmamasından yakınan davacıya, Yargıtay ‘ın hiç de hoÅŸ bakmadığını aÅŸağıdaki karar özetinden anlamak mümkün:
T.C. YARGITAY
4.Hukuk Dairesi
Esas: 2001/10032
Karar: 2002/1274
Karar Tarihi: 05.02.2002ÖZET:
Dava vaat edilen resmi nikahın yapılmaması nedeniyle uğranılan zararın ödettirilmesi istemine ilişkindir. Davacı üniversite mezunu ve ergin bir kişi olup, resmi nikahsız olarak davalı ile karı-koca hayatı yaşamış ve daha sonra tarafların anlaşamaması ile bu birliktelik sona ermiştir. Üniversite mezunu ve reşit kişi olan davacının yasal bir evliliğin nasıl gerçekleşebileceğini bilmemesi düşünülemez. Birliktelik için başlangıçta yapılması gereken nikah akdinin en sona bırakılmasının hiçbir haklı nedeni olamaz. Amaç evlilikse nikahın baştan gözardı edilmesi, kişi için ağır bir kusurdur. Hiç kimse, kendi kusurunun getirdiği sonuç, acı da olsa. ıstırap da verse, katlanmaktan kurtulamaz. Davacının, kendi eylem ve davranışlarıyla öngörülebilen bir sonucu, tazminata dönüştürmek istemesi, bundan karşı yanı sorumlu tutması, hukuken mümkün değildir. Kişi haklı olduğu ölçüde hukukun himayesindedir. Ortada, sonucu başlangıçta öngörülebilen bir olay, yani sonuçta nikah kıyılmaması olasılığı varken, hayatın olağan yaşantısı ve akışı içinde bunu iyi bildiği kabul edilen davacının tazminat isteme hakkı tanınamaz. Davanın reddi gerekir.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davacı ile davalının aile büyüklerinin aracılığı ile evlenmeye karar verip, yakınlarının da katılımı ile düğün töreni de yapılarak evlendikleri, ancak resmi nikah yapılmadan bir süre karı koca hayatı yaşadıktan sonra ayrıldıkları hususunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Evliliğin başlangıcı için önce resmi nikahın yapılması esas ise de; Türk toplumunun geleneksel aile yapısı itibariyle genel olarak evlilikle ilgili törensel işlemlerin aileler arasında kararlaştırıldığı ve zaman zaman önce düğünün yapılıp resmi nikahın sonraya bırakıldığı da bilinen bir gerçektir. Davacının üniversite mezunu olması bu konuda ailelerin verdiği karara karşı çıkma imkanı vermeyebilir.Somut olayda; dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre tarafların beraberliği, şekilsel bir değerlendirme ile nikahsız birliktelik olarak değerlendirilemez. Davacı ile davalının uzun süre nişanlı kaldıkları, geleneklere uygun şekilde düğün töreni yapılarak evlendikleri sabit iken davacının nikahın düğünden birkaç gün sonra yapılması şeklinde oluşan karara karşı çıkmamış olması olayda tamamen kusurlu kabul edilmesini ya da hukuki himaye dışı bırakılmasını gerektirmez. Bu nedenle daire çoğunluğunun davanın reddi gerektiği yolundaki bozma kararına katılamıyorum. 5.2.2002
Kaynak: Sinerji İçtihat Mevzuat Programı
Yargıtayın bu sert tutumu nikahsız birlikte yaşayan çiftlerden birinin destekten yoksun kalma tazminatı sözkonusu olduğunda da devam ediyor. Aşağıdaki örnek kararda Yargıtay, iş kazası nedeniyle ölen erkeğin geride bıraktığı nikahsız eşine, nikahlı bir eşe göre daha az tazminata hükmedilmesi gerekliliğinden bahsetmektedir:
T.C. YARGITAY
21.Hukuk Dairesi
Esas: 1997/3331
Karar: 1997/4819
Karar Tarihi: 08.07.1997ÖZET:
Evlilik sözleşmesi olmaksızın birlikte yaşayan nikahsız eşin; desteğin ölümü ile nikahlı eş gibi, yaşama yaşının sonuna kadar ve özellikle yaşı, sosyal durumu, yaşadığı ortam ve aile bağları gibi nedenlerle, kocasının evinde yaşamını sürdüremeyeceği, güçlü olmayan aile bağı nedeniyle müşterek haneyi terkederek, kendisine yeni bir yaşamı tercih edeceği üstün olasılık içinde olduğu, giderek, bakım ihtiyacının nikahlı eşte olduğu gibi desteğin, bakiye ömrünün sonuna kadar devam etmeyeceği varsayımı gözönünde tutularak, Borçlar Kanununun 43. maddesi gereğince belirlenen tazminattan hak ve adalete uygun bir indirim yapılması gerekir.
KARÅžI OY YAZISI
İş kazası nedeniyle nikahsız eÅŸe maddi tazminat verilmesi Yargıtay’ın oturmuÅŸ İçtihadı ile kabul edilmiÅŸtir. Burda nikahsız eÅŸte kasıt Anadolu’da örf ve adetler gereÄŸi yapılan, çocuk sahibi olup aile düzenini nikahlı eÅŸ gibi götüren birlikteliklerdir. Bu nedenle nikahsız eÅŸ’in nikahlı eÅŸden bir farkı olması gerekir düşüncesinden hareketle, evlenme ÅŸansının daha yüksek tutularak, daha az tazminata karar verilmesi yanında, ayrıca borçlar Kanununun 43. maddesi gereÄŸi bir indirimin de yapılması hak, adalet, nesafet kurallarına aykırı olup tazminat hukuki yönünden de kendi içinde çeliÅŸki yaratmaktadır.Zira, bilindiÄŸi üzere nikahlı eÅŸe eÅŸinin ölümü ile SSK.ca gelir baÄŸlanmakta ve bunu ömür boyu almaktadır. BaÄŸlanan bu gelirin hesaplanan tazminattan düşülmesi, nikahlı eÅŸin daha az tazminat aldığını göstermez. Zira nikahlı eÅŸden düşünen SSK. gelirlerini nikahlı eÅŸ sigortadan almaktadır. BaÄŸlanan gelirin devamlı olması da nikahlı eÅŸ için bir ayrıcalıktır. Nikahsız eÅŸ ise sadece hesaplanan tazminatı almakta ve baÅŸkaca bir hak veya gelirden yararlanmamaktadır. Sosyal Sigortalar Kurumu yönünden durum deÄŸiÅŸmemektedir. Kurum da eÅŸe ödediÄŸini iÅŸverenden rücu yolu ile tahsil etmektedir. BilindiÄŸi gibi dvanın özü karşılanmayan zararların tazminidir. Anadolu’da adet ve örf gereÄŸi ömür boyu nikahsız yaÅŸama riski ile ezilen kadını, hukuk önünde de bu derece zayıf duruma düşürmek adalet hislerini rencide etmekten baÅŸka bir sonuç getirmez. Bu durum ülkenin sosyal yapısından kaynaklanıyorsa düzenin deÄŸiÅŸtirilmesi, güçsüzü daha güçsüzleÅŸtirmekle olmaz. Bu nedenledir ki, evlenme ÅŸansını yüksek tutmanın yanında BK.nun 43. maddesi gereÄŸi ikinci bir indirim yapılmaması düşüncesiyle sayın çoÄŸunluÄŸun görüşüne katılmıyorum.
Kaynak: Sinerji İçtihat Mevzuat Programı
