AVUKAT ŞAMİL DEMİR | ANKARA Rotating Header Image
Yazdır Yazdır

Telefon Dinleme ve İletişim Tespitinin Ayarını Kaçırdık mı?

İncelediğim bir Yargıtay kararı, “hizmet içinde ve dışında resmi sıfatının gerektirdiği saygınlık ve güven duygu­sunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak eyleminden dolayı” soruşturma geçiren bir Cumhuriyet Savcısıyla ilgiliydi. Kararın bendeki suretinde isimler ve yerler nokta nokta ile geçilmişti. Soruşturma kapsamında yine bir savcılık tarafından, hakkında soruşturma yapılan savcının çıkan dedikoduların gerçekliğini araştırmak amacıyla cep telefonu görüşmelerinin tespiti amacıyla sulh ceza mahkemesinden izin istenmiş, bu izin istemi reddedilince, asliye ceza mahkemesine başvurulmuş, bu başvuru da reddedilmiş. Bununla da yetinilmeyip kanun yararına bozma istemiyle Yargıtay’a başvurulmuş.

Peki bu kadar uğraş neden? Bu kadarına da pes dedirtecek cinsten: “Savcının çalıştığı ilçedeki bir avukatla mesleğinin gerektirdiğinden daha fazla yakınlaştığı” dedikodusunun soruşturulması…

Müfettiş raporlarında cezai yönden inceleme yapılmasını gerektirecek bir somut bir delile ratslanmamıştır dendikten sonra, yani savcı herhangi bir suç ile suçlanmamışken bir dedikodunun bu kadar da üzerine gidilmesini anlamak oldukça zor. Konuyu düşünürken, bir savcı arkadaşımın bana, “bakanlığın eline düşmeyegör işin cücüğünü çıkarırlar…” dediğini hatırdım. Merak ediyorum adalet müfettişleri bunu hangi savcının söylediğini bulabilmek için benim telefonumun dinlenmesini ya da iletişiminin tespitini isterler mi?

Yargıtay kararını okurken hayrete düşmekten kendimi alamadım. Kendimi bir doğu Alman filmi izliyormuş gibi hissettim. Hani attığın her adımın casuslarca izlendiği, bol maceralı, bol entrikalı türden. Peki savcılar insan değil midir? Özel hayatlarının dokunulmazlığı yok mudur? Savcılar görevlendirildiği yerlerdeki dava açma robotları mıdır? Yargıtay’ın kararı ise kararın ilk bölümlerini okurken çok şükür bu ülkede Yargıtay var dedirtecek açıklıktaydı. Ama sonuç ise tam bir hayal kırıklığı. Kararda CMK 135.m. de sayılan katalog suçlardan kaynaklanan bir soruşturma söz konusu olmadığı sürece dinleme ve tespitin yapılamacağına hükmedilmiş. Ancak soruşturmacılara yeni bir insan hakkı ihlaline yol açacak bir yol da gösterilmiş. Buna göre Dedikodusu soruşturulan savcının telefon kayıtlarını tespiti için mahkemeden izin almaya hiç de gerek yokmuş.

Kararın ilgili kısmı şöyle:


Yasanın buyurucu hükmüne göre suç şüphesi altında bulunmayan, yani şüpheli ve sanık sıfatı taşımayan bir kişi hakkında iletişimin tespiti kararı verilmesi olanaklı değildir. Kaldı ki, 2802 Sayılı Yasanın 82. maddesi yollamasıyla 101. madde ile veri­len yetki gereğince soruşturma yapan ………. Başsavcısının, gereken bilgileri bütün daire ve kuruluşlardan “doğrudan doğruya” toplaması mümkün olup, soruşturmalarda ilgili kuruluş ve kişiler istenecek her türlü bilgi ve belgeyi vermek zorundadırlar

denilerek mahkemeden karar almanın bile gereksiz olduğu ifade edilmiş.

Kararı okurken özel hayatın gizliliği hukuk güvencesinde derken ve bununla gururlanırken, birden bire duvara toslamış gibi oldum. Yargıtay, sen mahkemeden izin istersen tabii ki reddeder, doğrudan Telekomdan ya da cep telefonu işletmecisinden talep etsene diyor… Soruşturma savcısının bilgi toplama yetkisi, CMK 135 in istisnası olamaz ve böyle değerlendirilemez. Yargıtayın dinlemeye veya tespite izin vermeyen yerel mahkeme kararlarını onamasının ardından, katalog suç ve mahkeme kararı gereken bir durumda, doğrudan doğruya soruşturma savcısını yetkili görmesi kendi verdiği kararla çelişmesi anlamına gelecektir.

Anlattığım olayda soruşturmaya konu olan kişi bir Cumhuriyet Savcısı. Bir yargı mensubunun özel hayatının bile bu kadar kurcalanabildiği bir ülkede, sade vatandaşın güvenliğini kim sağlayacak? Bu olaydan kamu yetkilerinin insan hakları süzgecinden geçirilmeden kullanıldığı sonucuna varabiliriz. Mağdur bir Savcı bile olabiliyorsa, kimler olamaz…

Güncelleme, 30.12.2009

Danıştay, Adalet Bakanlığı müfettişlerinin hâkim ve savcılarla ilgili dinleme ve teknik takip talep etme yetkisini düzenleyen yönetmeliğin yürütmesini durdurdu. Böylece Anayasa, YAsa ve Hukukun özüne aykırı, yürütmenin yargı üzerinde bir baskı aracı olarak kullandığı, yargı mensuplarının özel hayatlarını hiçe sayan ve onları insanhakları açısından normal vatandaşların sahip olduğu haklardan bile geriye getiren düzenlemeye dur denmiş oldu.

 

İlgili diğer yazılar

Cevap / Yorum Yaz