AVUKAT ŞAMİL DEMİR | ANKARA Rotating Header Image
Yazdır Yazdır

Avukatlar neden mutsuzlar?

Duruşma için adliyeye gidiyorum. Bürodan biraz erken çıktığım için kendime hızlı yürümemeyi telkin ediyordum. Bu sırada çevremi gözledim. Adliye yolunda herkesten hızlı yürüyenler genelde avukatlar. Başlar yere bakıyor yüzler asık. Sanki sağlarında sollarında görünmeyen müvekkiller isteklerini bağırıyor, sorumluluklar devamlı kırbaçlıyor. Mutsuzluk yüzden, takım elbiseden eğik vücuttan akıyor… Adliyenin döner kapısını durdurmadan geçen, x-ray cihazında çantasını bir saniye bile fazladan bekletmeyen, kimlik soran polis memuruna hışımla kimlik gösteren bu arada söylenen, asansöre boş bir santimetre bile yer bırakmayan, sabırsız, asık suratlı avukatlar…

Ben avukatları para kazanan ve para kazanamayan mutsuz avukatlar olarak ayırıyorum. Aşırı rekabet ve kısıtlı iş fırsatları, işi olan avukatı bunu korumak için daha çok çalışmak, iş sorunu olanları da ayakta kalmak için daha çok çabalamak zorunda bırakıyor.

Sosyal hayatları renkli değilse, iyi bir ailesi yoksa kendini mutlu edecek başka uğraşları yoksa avukatı mutlu eden pek bir şey de yoktur. Bunların öndeki en büyük engel de kazanılması gereken ve bunun için de sorunlarla baş edilmesi gereken paradır.

İşte bir avukatın kaygı hastalığına yakalanmasına neden olan da parasız hayatın devam edemeyeceğidir. “Ferrari ‘sini Satan Bilge” kitabını kaç defa elime aldım. Okumak için kendimi zorladım. Ama en az üç defa bıraktım, okumaya elim varmadı. Hatta bir avukat arkadaşımın “Adamın satacak Ferrari ’si varsa daha neleri vardır. O keşiş olmayacak da ben mi olacağım” dediğini hatırlayıp gülümsediğim anlar olmuştur. Acaba kaygılardan arınmak için de zengin olmak mı gerekiyor? Hiç de değil. Yapılan araştırmalar avukatların mutsuzluk sebeplerini altı ana sebebe bağlıyor:

  1. Mekanikleşen hayatlar: Avukatlar zamanla neredeyse ritmik bir şekilde çalışan monoton iş makinalarına dönüşürler, kendilerine ait zamanları çok azdır. Başlarını yastıklarına koyduklarında ertesi günün kaygısından arınabilenleri pek azdır.
  2. Uyuşan beyinler: Müşterilerine ve çevrelerine kıvrak zekâlı ve bilgili olduklarını devamlı göstermek zorunda olan avukatların bürolarındaki çalışma hallerini kimse tahmin edemez. Baş edilmesi gereken zorlukların, yazılması, araştırılması, okunması ve yetiştirilmesi gereken işlerin uyuşturduğu beyinlerde mutluluk barınamaz.
  3. Çabucak sönen idealler: Hukuk pratiğine giren avukatlar çabucak avukatlığın adalet ve dünyayı değiştirmek için savaşmak olmadığını anlarlar…
  4. Gün geçtikçe kötü yönde değişen mizaç: İş sorumluluklarının baskı altına aldığı avukatlar gün geçtikçe, rekabetçi, saldırgan, yargılayıcı, sorunlara taraf olan kavgacı mizaçlara bürünürler ve böyle olmaları beklenir.
  5. Çevrelerini kuşatan düşmanlık döngüsü: Avukatlar neredeyse daima sorunlara taraf oldukları, kavgacı bir çalışma ortamında çalışırlar.
  6. Kendi mizaçlarının verdiği rahatsızlık: Aslında birçok avukatın hukuku bırakma seçeneği vardır. Ama bunu yapmazlar, para ve güçten vazgeçemezler. Böylece çoğu avukat kendisini, kendi yaptığı hapishanede tuzağa düşürülmüş hissederler.

Bana göre ülkemizde avukatların ve çoğu meslek sahibinin mutsuzluğunun temelinde, Milli Eğitim Temel Kanununda oldukça edebi bir şekilde ifade edilen eğitimin, amacına ulaşmamış olması yatıyor. Buna göre eğitimin üçüncü amacı, insanları hayata hazırlamak, “kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak” tır (m. 2/I, 3).

Ama bildiğim kadarıyla “avukat iç çekmeleri”ni Kadir Şinas‘tan daha iyi tarif edebilen yoktur[1]:

Öğrencilik yıllarının diri coşkusu nasıl amfilerin kestane renkli sıralarında bırakılmışsa, mesleki idealler de, delik bir cepten düşen madeni paralar gibi adliyelerin gri badanalı koridorlarında koştururken habersizce kayıverir.

[1] Şinas, Kadir: Avukat Olacaktı Muhterem, “Avukat İç Çekmeleri”, İstanbul 2005, 3. b., s. 57

İlgili diğer yazılar

Cevap / Yorum Yaz