AVUKAT ŞAMİL DEMİR | ANKARA Rotating Header Image
Yazdır Yazdır

Haksız arama ve el koyma nedeniyle Devletten tazminat istemi

Tazminat İsteyebilecek Kişiler

Hukukumuza göre bir suçun soruşturması veya kovuşturması sırasında hakkında verilen arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen, eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya bunların korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen kişiler, bu uygulamalar nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.

Devamını oku →

Yazdır Yazdır

Tanıma ve Tenfiz Davalarının Şartları Bakımından Bazı Bozma Nedenleri

1- Taraf Teşkil Edilmeden Tanıma ve Tenfize Karar Verilemeyeceği Halde İstemin Kabul Edilmesi

Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanıma istemlerinde ise MÖHUK m. 38 (a) ve (d) bentleri uygulanmaz. Çekişmesiz yargı kararlarının tanınması da aynı hükme tabidir. Yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye’de idari bir işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır. Bu hükme göre, tanıma talebinin incelenmesi ve karara bağlanması tenfizdeki usule tabi olduğundan, tanıma talebini içeren dilekçenin, MÖHUK m. 39,I fıkrasında yer alan hükme uygun olarak duruşma günü ile birlikte davalıya tebliğ edilmesi gerekir. Mahkeme, HMK’da gösterilen istisnalar haricinde iddia ve savunmalarını bildirmeleri için tarafları usulüne uygun olarak davet etmeden hüküm veremez. Yerel mahkemelerin, dava dilekçesi ve duruşma gününün davalıya tebliğ edilmesi suretiyle taraf teşkili sağlaması gerektiği halde, bunun yerine karşı tarafa savunma imkanı sağlanmadan hasımsız olarak açılan davanın kabul ederek karar verilmesi usul ve yasaya aykırı kabul edilmiş olup bozma nedeni sayılmıştır[1].

Devamını oku →

Yazdır Yazdır

Bir tutuklama nedeni olarak tanık, mağdur veya başkalarına baskı yapılacağı şüphesi

Tutuklamaya ilişkin kararlarda tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılacağı yönündeki kuvvetli şüphe bir gerekçe olarak açıkça ya da CMK m. 100,II/b,2′ye yapılan göndermelerle sıkça ifade bulmaktadır. Ancak uygulamada tutuklama kararlarında ”kuvvetli şüphenin” varlığına, kuvvetli şüpheyi taşıyan hâkimin bu kanaatine sanığın sergilediği hangi söz ve davranışların etki ettiği gerekçelerde gösterilmemektedir. Uygulamada ortaya çıkan bu durum mağdur tarafın devamlı yeni tanıklar ileri sürmek ve baskı altında olduklarını beyan etmek suretiyle tutukluluk halinin devamının sağlanmaya çalışması gibi kötü niyetli girişimlere neden olmaktadır. Ortaya çıkardığı sonuç nedeniyle mahkemelerin özellikle yeni tanıklar ve baskı iddiaları konusunda temkinli olmaları gerekir.

Devamını oku →

Yazdır Yazdır

Avukatın Uzlaşma Sağlama Yetkisi

Satın almak için resmi tıklayınız

Avukatlık Kanunu’nda  2001 yılında yapılan değişiklikle mevzuatımıza giren “uzlaşma sağlama” (Av. K. m. 35/A) avukatlık hukukunda bu güne kadar  bir uygulama sorunu olarak varlığını korumuş, özellikle Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Tasarısı gündeme geldiğinde hiç olmadığı kadar popüler olmuştu. Arabuluculuk kurumunun avukatlık üzerindeki muhtemel etkilerini içgüdüsel olarak sezen avukatlar, can havliyle kuruma karşı çıkma ve gereksizliğini ispat etme çabasına girişmişlerdi. Bunu yaparken arabuluculuk konusunda zaten bilgili ve yetenekli olduklarını da ifade etmeleri gerekiyordu.

Devamını oku →